YOLCULUK Zamana hangi iz çizilir gözlerindeki esrardan Farkı var mı solan günün sararmış yapraklardan Geride kalan nedir dayanılmaz yalnızlıklardan Bir gün son kez çıkılır bütün kapılardan Yüzlerden dökülen görünmez bir tozdur kederin ayaz bir acı kalır yitirmenin çığlığı eksilir bakışlardan yaşanmış aşklarını süpürür sabah günü gidenin yollar kapandı kardan haber gelmiyor yardan billur kadehleriyle bulutlar sonsuzluk sunar yüreğine gün ışıklarına karışır gözlerin şeffaflaşır bir gün son kez çıkılır bütün telaşlardan kuş olup da göçen ömür aşktan başka neyi taşır giden el gitmeyi öksüzlük dokunur kalanda kimsesizleşir dallar her yaprakta yeni baştan yolculuklar damıtır kalp akıp giden her baharda küldür ana yurdu ömrün güldür hayat biraz taştan kadim yoldaş rüzgar üfler zamanın çaldığı kaval biraz kamış göçmen yürek bir yolculuk efkârında yana yana kanayarak dökülen bir yaş misali bir gün kimsesiz kalır kül onu savuran rüzgarla adnan durmaz 09.11.2006 Adnan Durmaz
Ağlayışların ağlayışların kırkikindi ağlayışların yüzüme yonttuğu derin uçurum ve ayrılıkların yıldırım düşmeleri içimde o yangın artığı kentler ve keder kum... boşalmış köylere vurdum zifiri ıssızlıkta hayaletler dolaşan yıkık sokaklar ve silmiş erguvani süpürgesi ölümün çocukları-sevdaları-düşleri her vurgunda biraz daha ıssıza vurdum da yürek atımı peşimde ihanetin arsız gülüşleri... anladım aşk değilmiş benimkisi aldanışın parçalanmış aynası kentler tükürüp kalabalık taşladıktan sonra düşlerimi gördüm yok olan ormanlardan kalan ardıç ağacıyım bozkırda bazan yurtsuz bir karınca kanlı ayak izleri hüznün yitik dizeleri göğün denizlerinde yüzerken ay ben orada kırık bir hayatın anlamında tektim ve yol kıyılarında hiçliğin girdabı bakışlarıyla göz göze geldiğimde ben o ölü köpektim... dokundum sözcüklerden nasıl akar mağmalar yaşadım bir köpek yüreğini nasıl dalar... ve anladım düşlerin maskeleri düştükçe aşk değilmiş benimkisi yıldırımın gök fidana çarpması... aşk değil-akarsuyun yanılması... ve her seferinde giyinip gece rengi harmanisini hüznün dönmek yarasını yalayan yabanıl bir hayvanca dönmek... ıssızlığına... ve kaldırımlarda senfonik yağmur animasyon hüzünler-makyajlı sözler çalıntı bakışlar-alıntı gülüşler-fabrikasyon düşler hastane kapılarında ölürken yoksul çocuklar nasıl tanımlardı yalnızlığın yürek kanında yeşeren türküsünü kuşkusuz aşk değildi benimkisi bir bozkır ağıdının gözyaşında ıslanması bir düşün sırtına hançerler saplanması... aşk oradaydı işte bir uzun havanın bin yıllık coğrafyasında kavalın içinde can olan nefes kanarken ayışığında... ne ses kamışa ne kaval nefese sahip değildi aslında yavri yavri yel eser türkü keser kekikler bir aşk kokusu yayılır havaya... yürek bir yıkık çoban çeşmesiyken dağ yamacında paylaşılamayan güzellikler gecede sızlarken onurun kızarmış bıçağıyla çıkardım yüreğimden kür bir kurşun gibi anladım anladım ki düş değil benimkisi düşaldanması aah aşk değil aşk değil kelebeğin ateşlerde yanması... Ağustos 2000 adnan durmaz,bilirsin aşk da serseri,art yay,ank,2003 Adnan Durmaz
Ak Bir Kanama Ak bir kanama oldu bakışın Yasak duruşun uzak... Bir hayâl Nasıl acırsa onu kurana Kaldırımlarda bu kaçıncı sağanak... Sen bana bakma Alışkınım Dönerim yine Devasa ıssızlığıma... Hüzün diyordum giderken Onu masada bırak... Şimdi anlamadım Bu buluşmada Hangi an bir ömre bedel Beyaz bir kanama gibi acıma Gülüşünün sayfalarından Yüreğime değen İncecik bir yel Alışkınım Sen bana bakma Yıkılsın ne yapalım Onca zaman Geceye kazdığımız tünel... Aldanışlar Ve yanlış yapmalar ustası Ahmağın biriyim ben Utanırım yağmurlarda Şemsiyeyle gezmekten Ve hep geç kalanım Olunması gereken yerlere Zamanlara Bu başka bir aldanıştı Diz boyu Dizeler boyu Ak bir kanama gibi acıma... Kaldırımlara düşen Eski bir testi yüreğim Paramparça... Önemi yok Yine yoldaşım keder Sırtımı döner giderim Varsın yarım kalsın şiirler Başkasın ki Vardın gerçeğine başkalığımın Bir çoban türküsünün kanı Nasıl yabansa dağları bilmeyene Başkasın sen Kaldırımlara Barlara Ve şu ana dair Sanal ve uzak... Dilerim Matlığım silinir Kahkahalarınla Gözlerinden Haritalarında olmayan Bilinmez bir yerim zaten Bu yüzden Hoşça kal demeyeceğim... adnan durmaz Adnan Durmaz
-------------------------------------------------------------------------------- Akşamın Kanayan Sözü gel ha gayri... meşe selim mor bulutum serçe masumu gözlüm bu bir kaval kanaması zamanın sinesinden sağılır gelir bir keder bahçesidir... her gönüle uç verir de açar bir zaman bir masal bohçasıdır bu yürek yürek değil ıssızda bir kuyunun delik kovasıdır beri gel allı turnam... türkü gülüşler taşısın gözlerin kendinde bul beni... sana gel... bana git bu sevdasına yitik karıncanın öyküsüdür akıp gider de allı telli bu kıraçta koyunların kukusudur... bulutların kokusudur... sabahın kokusudur... akşamın teri gecenin elleridir akıp gider de hayat... dokunur taşa dokunur ıslığa... onu kavislendirir... kayaya gül oyan sevdadır... ve biz geliriz... bir kahır... bir acı bir hay bir huy yağma sofrası bir ömrün haritasında tutsak geldiğini bilemeden sevdik de yaşamayı... sevdik teneke barakaları... ker*** damları... yağmurda akan evlerde seviştik gece karanlıktı anlamadık... çözemedik... doğuştan hasretli bir suydu işte hayat ve öldük geride türküler bırakan karasevdalarda yana yana bir gün belki de bozkırdan kalkan bir toz hortumu olur da düşlerimiz savruluruz günahlarımız suçluluk duygularımızla bir gün belki adamı eşkıya düşüren sevdanın türküsünü bir çocuk gelir de söyler yıkılmış evlerimizden kalan son taşın üzerine oturarak beri gel... belki zaman da hiçtir her neyse yaşamın anlamı... onun en güzel andacı olsun ki aşkım sana bütün ciddi adamlar sultanlar öfkeler bar bar bağırmalar... başını taşlara vurmalar da yok olacak biz varız şimdi... gel de gör senim işte yokluğun... ömrümün gecesidir dağlar da ağlar... aslında uzun havalar yankılanır ya ahını zaptedemeyenin çığlığı kesilir taş olur doruklarında dağlar da ağlar bulutlar öperken saçlarını... gün her batışında kanatırken yüreğini taşlar da gülümser... o en eski usta aşkı nakşederken bağrına güler taş... hüzünden bakışlarında eğirerek sevdayı ne zaman bir kadın kilim dokusa sen beni aramaya çıkarsın yüreğinin gergefinde gül sağnar gel... artık gel sensizlikte dağlar da ağlar yıkılmış surların altında kaç ömür rüzgara dönüştü dağların ardında kaç sevda bulut olup yağdı çöle ferhadın yüreği sebil külüngü söz oldu... bütün dinler kovdu onu yağmalana yağmalana geldim de işte ömürdü azığım... sermayem yürek taşlandım sokaklarda ibreti alem için sensiz gözlerimi saçtım karanlığa yıldızlardır şimdi damıttığım düşlerim ekşiyip zehir oldu yenilgilerden geldim-yorgunum ellerin yok ve zaman ve rüzgar gel gayri gel yaşamak seninle başlar adnan durmaz,bilirsin aşk da serseri,art yay,ank,2003 Adnan Durmaz
gece kara ay yalnız kırgın bir aşk hikayesi bakışlar bozkır ıssız yüzlerde zaman izi düşlerin sönmüş mumu saçlarının krizantem gecesi taşırım yüzünün uçurumunu gözlerin hasret sisi o ilk bakışındaydı ayrılık dallarına gözyaşı yürüdü ağır ağır bir ölüm aşkla birlikte büyüdü zaman kederin güz vakti umut göçmen kuştu vuruldu düşlerin külden evleri yerle bir oldu savruldu gülün kırağısı bülbülün yası rüzgarların inlediği camlara yazdığı yağmurların söze dökülmez bizimkisi başkalaşır zamanla gülüşün başka yaşamlarda-unutuşlarda görsem tanımam belki gün olur ama arar o gülüşü ölünceye dek içimdeki viranede uçan kelebek kanadı kan mavisi yollarında güller yansın kuşların göçsün göğümden gittiğin yolları yık şivan düşsün şarkıların yakamozuna dokunduğun çiçekler açmasın gayri hep sürsün bu güz senfonisi neresinde kanarsa kanasın bu şehrin aşkımızın yara izi sulara düşerdi suretlerimiz gümüşservilerdik dalgalarda gecelere yıldız yağardı bakışların yalnızlıkları insan kılardık aşkla anıların bulutlarında dolaşır kalan her adımı cehennem bu şehirde bu derdi çeker mi giden ayrılık kalbin bileyisi kanatır her solukta yeniden şimdi anımsamaz bizi bu lanet şehir eskisi yankılanır kalbin kıvrımlarında hicranlarda yanan düş çığlıkları gencecik ölmeye benzer yüreğin yarım kalmış coşkuları kapaklanır ansızın uçurumlardan gülüşün gül atlıları ipeği bin parçaya yırtılır uykuları aşılmaz gecenin dağları uzun yol otobüslerinde başlar yağmurlara gelip –yağmurlara giden buğulu camlarında silinmez bir iz dudaklarından kalmış olmalı bu caddeler bu sokaklar bu rüzgar savurur yapraklarımızı ama bu bir şehir masalı bu sensiz çöl ıssızlarda o varılmaz uzaklarda yaprağa döndüğüm rüzgarda acım yarama ilaç olsun umudun al bir bulut dağlarda yırtılmış yakılmış şarkılarda geceyi boğan bu efkârda yar yaran kalbime taç olsun 07.11.2003 ADNAN DURMAZ Adnan Durmaz
Amoryumlu Dilenci yer yavşan gök yıldız akşam rengi gözlerinde ıssızlık oysa sen bilmezsin hırsız bir yürek dolaşır karlı gecede sokak itlerinden aç bozkırlarda ölmüş bir atın kafatasından çıplak şimdi ben tutup da geceyi sana versem kar döşenmiş kıraçları-korkunç dağları uzak melul yıldızları-ayrılık çalan kavalı neye yarar bir can solumuyorsa evvel zaman içinde-ırmaklar geçtim ben de yeğin atlar çatlattım-heybem dolu yıldız gözleriyle gece ışır tanrıçalar aradım sevdiğim-kemanım-üveyik türküm sizin oralardan geçtim daha sen doğmamıştın kuşkusuz kızıl bir hilaldi dudakların kuşkusuz dudakların arşipel sularında şafağa doğru yüzen bir iyon kayığıydı düş ve coşku toplardı gözlerin yakamozlardan akşamları samanyolu giyerdin sevdiğim aykırı türküm ölgün eylül ömürler geçirdik de geldik şimdiye kızıl saçlarına yaprak yağan yarimiz olmadı eşkıya soysa yanmazdım bu gönülü derelerde boğuldu hoyrat inceliğimiz evvel zaman içinde bir yerlerde kendimi yitirdim geldim ne bir şehir düştü ardıma ne atımın terkisinde bir sevda toynak vurdum da tipili dağ gecelerine terkedilmiş evlere benzeyen yürek kapılarından geçtim gitgide duvarları yıkılan gitgide tavanları akan yağmurlarda muhacir güneşler kırıp yedim öfkemden kan akmış alanlarda yerlere çarparak yüreğimi varsın ötsün yalnızlığın baykuşu ah etmişsem utanacak değilim sonra kar yağdı sabahları taze ekmek gibi gülen günleri soydular gözlerine mil çekilmiş halklar yürüdü tarihin patikalarında oğulları kıyılmış anaların isyanını yaktılar çirkef sokaklarında bir dilenci gördüm kolları bacakları kopmuş alınmış satılmış yağmalanmış ordular geçmiş üzerinden tam da geberiyordum ki kederimden gözlerinde at koşturan bir kuşku dedim adın nedir dedim adın nedir dedim adın ne iki ırmak çağladı da gözünden dedi adım aşk şimdi bin yıldır aradığım yüreğimin terkisinde atımı ılgarladım yıldızlara merhaba ey yaşamak merhaba Adnan Durmaz
Anka yıldızlar umuttan nakşedildi geceye ilmik ilmik ay aşktan doğdu bakmayın surlarını coşkudan sokaklarını düşten kurduğum kenti bir anda yıkabilirim kaç aşk var ki tarihimde yüreğimi ateşlere fırlatmışım belki delinin tekiyim- belki yabanılca korkak rotası şiirle çizili yelkeni gökyüzünden biçilmiş gemilerimi çıktığım ilk adada yakabilirim bazan bir tek bakışla dünyalar kurulur içimde bazan tek söz çöllere sürgün eder delisularımı kum savururum yalnızlıklarda taşlara çalarım rüzgârlarımı delinin tekiyim ben kendi kendini yakan o çılgın anka ve kendi küllerinden kendini yeniden yaratan 22.7.94 adnan durmaz yarın yeniden,gerçek sanat yay,ist
Asıl Yalnız Olan Onlar… ASIL YALNIZ OLAN ONLAR… Bugün pazar, Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar. Ve ben ömrümde ilk defa, Gökyüzünün bu kadar benden uzak, Bu kadar mavi, Bu kadar geniş olduğuna şaşarak, Kımıldamadan durdum. Sonra saygıyla toprağa oturdum. Dayadım sırtımı beyaz duvara, Bu anda ne düşmek dalgalara, Bu anda, ne hürriyet, ne karım. Toprak, güneş ve ben... Bahtiyarım. NAZIM HİKMET Asıl yalnız olan onlar Hani o görkemli yaşamların içinde rahat yaşayanlar, Bir eli yağda bir eli balda olanlar; Şu özendiklerimiz var ya hani; Televizyon dizilerindeki evlerde oturanlar, son model ciplere, uçaklara binenler, yatlardan inenler, Güzel olanlar, Yakışlıklı olanlar, Asıl yalnızlıktan geberen onlar Sen ey Adıyaman’ın köyünde sürgün yaşayan hemşire… Çoğu zaman, sürgünlük bir yana, toplumun o geçirimsiz duyarsızlığı koyar insana… Sen ey kaç yıldır işsiz dolaşıp duran, evine ekmek getirememenin ezikliği içinde, kendi acı öyküsünü yaşayan arkadaş… Çoğu zaman, işsizlikten, yokluktan fazla insanların itibar etmemesi, eski güler yüzlerin asılması yaralar yüreği. Bir iş bulamadığı için, hala babasından harçlık almanın yıkıklığıyla, her gün evde laf duyan genç… İşsizlikten ve evde çıkan sorunlardan çok, insanı sarsan, geleceğinin karanlık ve belirsiz olması değil mi. Ey sobasız evlerde sürünen, istediği kitapları alamayan üniversiteli; kimi zaman “sevgilisiz” olmak daha çok koyar insana. Güzel kızların ilgisini çekememenin kederini taşırsın, bir akşam karanlığında, yaşadığın konduya giden tenha yolda. Evliliğinin, hayallerindeki ve dizi filmlerdeki gibi olmadığını, eşinin umduğu gibi çıkmadığını, çocuklarını istediği çocuklar olarak yetiştirmediğini düşündüğü zaman, kendini bir hiç gibi hissedip mutsuzluklara gömülen, daha çok insanın “kendisinin” istediği gibi olmadığına yanar insan; istediği okullarda okuyamadığına, istediği kültür düzeyine ve çevreye ulaşamadığına kanar. Çoğu zaman, kendini gerçekleştirememektir yalnızlık. “İNSANIN HAYATI BOYUNCA EN ÖNEMLİ ÖDEVİ, KENDİ İÇSEL GÜÇLERİNİN VE İÇ POTANSİYELİNİN GELİŞMESİNE, ORTAYA ÇIKMASINA, KISACA İÇSEL DOĞUMUNA GAYRET ETMEKTİR. BU ÇALIŞMASININ SONUCU VE MÜKÂFATI İSE, KENDİ GERÇEK KİŞİLİĞİNİ ELDE ETMESİDİR. BİR KİŞİNİN, ELİNDEKİ BU POTANSİYEL GÜÇLERİ NE DERECEYE KADAR GERÇEKLEŞTİRDİĞİ VE NE KADARINI KULLANIMA SUNDUĞU, YANİ ÖDEVİNİ NE KADAR BAŞARDIĞI, OBJEKTİF BİR DEĞERLENDİRME İLE HEMEN ORTAYA ÇIKAR. KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRMEKTE BAŞARISIZ KALAN BİRİ, TIPKI ÖDEVİNİ YAPMAMIŞ BİR ÖĞRENCİ GİBİDİR. VE ONU, 'TEMBEL' YA DA 'BAŞARISIZ' OLARAK NİTELEMEK MÜMKÜNDÜR. O KİŞİNİN BİR SÜRÜ GÜÇLÜKLERLE MÜCADELE ETMEK ZORUNDA KALMASI YA DA ONUNLA BİRLİKTE DİĞER KİŞİLERİN VE HERKESİN DE ÖDEVİNİ YAPMAMIŞ OLMASI GİBİ BAHANELER VE MAZERETLER, BİZİM BU KARARIMIZI DEĞİŞTİREMEZ. ÇÜNKÜ İNSANIN BİR TEK VAROLMA NEDENİ VARDIR, O DA KENDİNİ VE POTANSİYEL GÜÇLERİNİ GELİŞTİRMESİDİR. KİŞİYİ SARAN OLUMSUZ KOŞULLARI GÖRMEK VE ANLAMAK, BELKİ BİZDE ACI VEYA ÜZÜNTÜ DUYGULARININ CANLANMASINA YOL AÇABİLİR. AMA BU, O KİŞİNİN ÖDEVİNİ YAPMAMASINI HAKLI GÖSTEREMEZ. BİR İNSANI ANLAMAK, ONUN HER HAREKETİNİ DOĞRULAMAK DEMEK DEĞİLDİR. BİR İNSANI ANLAMAK, ONU KOŞULLARI İÇİNDE DEĞERLENDİRMEKTİR. YOKSA HİÇ KİMSE BİR HAKİM YA DA TANRI GİBİYMİŞCESİNE, BİR DİĞERİNİ YARGILAMAK HAKKINA SAHİP DEĞİLDİR. (Erich Fromm - Psikanaliz Ve Ahlak, S. 149” Kendini gerçekleştirememektir yalnızlık. Sokaklarda yürürken, bir yerlerde otururken, bazan gecenin ıssızlığında yalnızlığı tüm ölümcüllüğüyle içinde duyan, sen, hayatta hiçbir şeyi anlamlı bulamazsın çoğu zaman, bu yalnızlığını daha da katılaştırır. Gemisi batan aşkta, ayrıldığın sevgilinin bir fareye dönüşmesi; seni kaybetmekten çok, bu bitişi, sana verdiği maddi şeyleri isteyerek perçinlemesi yaralar insanı… Dostları vefasız çıkan, yakınları hayırsız olan insan, senin dışındaki insanların kalabalık hayatlarında yaşadıkları yalnızlığı, kimsesizliği biliyor musun? Yalnız olmadığını ve aynı yazgıyı yaşayan yüz binlerce insan olduğunu biliyor musun. ''İNSANI TOPLUMSAL KILAN, ONUN GÜÇSÜZLÜĞÜDÜR, YÜREKLERİMİZİ İNSANLIĞA ÇEKEN, ORTAK MUTSUZLUKLARIMIZDIR: İNSAN OLMASAYDIK BU MUTSUZLUKLARIMIZ OLMAZDI. HER SEVGİ YETERSİZLİĞİN BİR GÖSTERGESİDİR: HER BİRİMİZİN BAŞKALARINA HİÇ GEREKSİNİMİ OLMASAYDI, ONLARLA BİRLEŞMEYİ HİÇ DÜŞÜNMEZDİK. BÖYLECE, GÜÇSÜZLÜĞÜMÜZÜN KENDİSİNDEN KIRILGAN MUTLULUĞUMUZ DOĞAR. GERÇEKTEN MUTLU OLAN BİR VARLIK, YALNIZ BİR VARLIKTIR: YALNIZCA TANRI MUTLAK BİR MUTLULUĞUN TADINA VARIR; YOKSA HANGİMİZİN BUNA BENZER BİR ŞEY HAKKINDA FİKRİ VARDIR? BİRİ, KUSURLU OLDUĞUNDAN, KENDİ KENDİNE YETEBİLİYORSA, NEYİN TADINA VARIR? TEK BAŞINA KALIR, MUTSUZ BİRİ OLUR. HİÇBİR ŞEYE GEREKSİNİMİ OLMAYAN BİRİNİN HERHANGİ BİR ŞEYİ SEVEBİLECEĞİNE İNANAMIYORUM: HİÇBİR ŞEYİ SEVMEYEN BİR KİMSENİN MUTLU OLABİLECEĞİNE DE İNANMIYORUM.'' Jean-Jacques Rousseau Nedeni ne olursa olsun, ister yaşadığımız sistem, isterse kişisel yetersizliklerimiz ve yanlışlarımız, çaresizliğimiz, yalnızlığımız yalnızca bize özgü karanlık çıkmazlar değildir. Biz bu yeryüzünde, bu insanca olmayan koşulların yarattığı yalnızlıklarda, hakkı gasp edilen milyonlarcayız. Binlerce yıllık yoksulluk afetlerinde Anadolu evleri bir duvarları ortak düzende sıralandı. Birbirine dayanarak durdular, baskınlara, zemherilere, kadere karşı. Sana benzeyenin yanında dur; yıkık yanlarını birleştirebileceğin ve birlikte tutunabileceğin insanın. Ama bunu, kendin tutunmak için, sana yakın durana yaklaşmak biçiminde algılama. İnsan önce sevmelidir. Sevmek yalnızlığa karşı, çaresizliğe karşı atılan en büyük adımdır. HİÇBİR ŞEYİ KENDİSİ KADAR SEVMEYEN İNSAN, SEVDİĞİ VARLIKLA, KENDİ KENDİSİYLE BAŞBAŞA KALMAKTAN ÇOK HİÇBİR ŞEYDEN KORKMAZ. HERŞEYİ KENDİ İÇİN ARAR, AMA EN ÇOK KENDİNDEN KAÇAR. KENDİNİ BULMAK İSTEMEZ. ÇÜNKÜ KENDİNİ İYİCE GÖREBİLDİĞİ ZAMAN, İSTEDİĞİ GİBİ OLMADIĞINI ANLAR, İÇİNDE MÜTHİŞ BİR ZAVALLILIK, HİÇBİR ZAMAN DOLDURAMAYACAĞI UÇURUMLAR, BOŞLUKLAR BULUR. Pascal Nerede ve hangi durumda olursa olsun, bencillerin ve narsislerin yalnızlığını bir yana bırakırsak, yalnızlık kaç türlüdür? Birisi, mevcut düzenin bizim önümüze kazdığı çukurlardan çıkamadığımız anlarda yaşanan; ama çoğu insanın buna “kader” dediği duygu. Diğeri, her insanın dünya karşısındaki, yaşam içindeki doğal durumu. Aslen, var oluşumuzla birlikte getirdiğimiz bir olgu bu. Bir gün öleceğimiz gerçeğiyle bağlantılı, yaşamı sorgularken içine düştüğümüz insani durum. Yalnızlık bu, daldan düşen yaprak gibi hissettiğimiz andır. Bakıp da, o an orada olması gerekeni görememek, bekleyip de istediğin sözcükleri duyamamak, dokunamamak dokunmak istediğine, arayıp da bulamamak; insan yanımız çoğu zaman. En kendimiz olduğumuz yer, yalnızlık. İşte o en kendimiz olduğumuz yerde, yalnızlık bizi çoğaltan, büyüten bir yağmurlu gökyüzü kesilir bazan. Öyle ki, nice bilgeler o göğün bereketiyle beslenerek yüceldi. Senin yalnızlığına, yaraya tütün basar gibi bastığın şiirlerden, türkülerden aldığın tadı alamaz, yaşamına özendiklerin. İçini döktüğün zaman, kendi yarası gibi, yarana kanayan dostların var ya, belki bir, belki birkaç; hatta çoğu zaman şikâyet ettiğin, yakındığın arkadaşlar var ya, en zor anında yanında olmalarının güzelliğini yaşayamaz, o özlem duyduğun yaşamın içindekiler. İş bulamadığın için eline baktığın baba, bil ki ta içinden bir sevgi çınarı köküyle bağlıdır sana. Belki gösteremez onu ama dalları ne kadar yüksekte de olsa ağaçların, toprağın altında görünmeyen ama köklerinden gelen sevgiyle var olup yücelirler. İnsanlar, senin paran için pulun için gösterişli yaşamından nimetlenmek için yanında değiller. Daha mı iyiydi, senden yararlanan kalabalık bir çevren olsa… Yoksunlukların uçurumları dipsiz, eğer ki, çok yükseklerde yaşamayı mutluluk sayıyorsan. Her defasında o uçurumlardan yuvarlanarak, aşmaya çalıştığın çaresizliklerini, kadersizliklerini, aşksızlıklarının acısını, mutsuzluklarını kat kat arttıracaksın. (...) İNSANLARIN BASİTLİĞİ, GÜNLÜK YAŞAMLARININ DEĞİŞMEYEN YALINLIĞINDA GİZLİDİR. BUNLAR BASİTLİKLERİNİN, SIRADAN OLUŞLARININ ÇEMBERİNİ KIRMAK İÇİN BAZEN BÜTÜN GÜÇLERİNİ KULLANIRLAR, AMA SONUNDA GENE SIRADAN BİRER İNSAN OLARAK KALMAKTAN ÖTEYE GİDEMEZLER. BERİ YANDAN BAĞIMSIZLIKLARINI KAZANACAK GÜÇLERİ BULUNMADIĞI HALDE, NE PAHASINA OLURSA OLSUN BAĞIMSIZ, HERKESTEN BAŞKA OLMA ÇABALARI SONUNDA GENE SIRADAN BİRER İNSAN DURUMUNDA KALMALARI, ONLARA, SIRADAN OLUŞLARI YANINDA TİPİKLİK DİYECEĞİMİZ BİR ÇEŞİT ÖZELLİK KAZANDIRIR. Dostoyevski –Budala sf.548, Cem Yayınevi Hani üç çarpı dört metrekarelik kuyumcu dükkânında her gün sabahtan akşama kadar altın satan adam var ya; ya da,35. kattaki ofisinde akşama kadar büyük paralarla oynayan holding sahibi, o da en fazla iki porsiyonla doyuyor. Kuru fasulye pilav, köfte yiyor. O adam taptığı putun ebedi kölesidir. İnsanlara tepeden bakıp, ne kadar işine yaradığına göre seçer. Senin çocuğuna sarıldığın andaki hazzı alamaz. Bir sığırtmacın karpuz kemirirken aldığı zevki de alamaz. Onun karısı senin dırdırcı karın kadar sevemez kocasını. Metresleri vardır çoğunun. Sevgilere zamanları yoktur. Örneğin ağlayamaz onlar senin bir dostun cenazesinde içinin ağladığı gibi. Aslında hırslarında boğulmaktan başka işleri yoktur. Ve onlar duygularını yitirmişlerdir. Satın alınan her şeye sahiptirler. Bu nedenle senin zorla ama alın teri emek ve mücadeleyle ulaştığın küçük mütevazı standartlara verdiğin değer kadar değeri olamaz onların satın aldığı şeylerin. İster misin, savaşıp, didinip çalışarak hak edenler varken, seni tepeden inme bir makam sahibi yapmalarını.”Evet” diyorsan, sen de bu düzenin istediği, haksızlıklardan, adaletsizliklerden yana birisin artık, sözlerim sana değil, okuma kalanını. Yoksullar daha adaletsiz olsalardı, bütün adaletsizler gibi, başkalarının hakkını gasp ederek, yoksul olmaktan kurtulurlardı. Onlar doğal olarak, ne kadar başkalarının yaşadığı üst yaşam standartlarını isteseler de, pek çoğu hak etmediği bir yaşam düzeyini istemez. Kuşkusuz, çok kötü şartlarda yaşıyor milyonlarca insan ve düzenin her şeyi, onları çalışarak asla ulaşamayacakları hayali yaşamlara özendiriyor. Ancak o yaşamın içi, oraya başkalarını sömürerek oturanları, ne mutsuzluklarından ne de devasa yalnızlıklarından kurtarmaya yetişmiyor. Onların psikiyatristleri vardır, psikologları vardır. Senin dostların vardır, onların olmadığı yerde insan gözyaşların vardır. O gözyaşları çok değerlidir, o gözyaşları, insanca acıların derinliklerinden gelir. Ama onların insanlarınkine benzer acıları yoktur. Ölümlerde bile kıyafetleriyle ilgilidirler. Bir partiye gider gibi siyah elbise ve gözlüklerle giderler. Ölene üzülmezler, her ölen tanıdıklarında, kendi ölümleri akıllarına gelir ve delice korkarlar. Oysa senin ölüm korkun bile insancadır. Korkunun, acının, üzüntünün sahicisini yaşayamayan saltanat sahipleri, aslında sevinçlerin de sahicisini yaşayamaz, mutlulukların da. Görmüyor musun, seni özendirdikleri yaşamın insanlarının, ne inancı vardır, ne ahlakı. Televizyona yansıdığı kadarıyla, sürekli koca değiştirenler, kadın değiştirenler, utanmadan halkın karşısında sırıtanlar. Boşanırken akıl almaz transfer ücretleri alır, evlenirken kendini yata kata satarlar; görmüyor musun. Onların yaşamının özenecek nesi var. O güzel sahillerde, o güzel evlerde, sevdiğin ve seni gerçekten seven insanlar yoksa, mutlu olabilir misin. Gözü kör olsun, kimi zaman ister ya insan; ”param olsa” der,”şimdi falan yerde olsam, denize karşı otursam” der.”param olsa “ der,”şunu şunu yapsam, bir evim olsa şöyle, insanlara yardım etsem, öğrenci yurdu yaptırsam yoksul çocuklar için “ der. İnsan bu ister elbet, güzel güzel arabalarda gezmeyi, güzel evlerde oturmayı. Bütün insanların bunları yaşamaya hakkı vardır. Sokakta sürünen dilencinin, tarladaki ırgatın, temizlikçi kadının, çaycı amcanın da tüm bunları yaşaması gereklidir, hele ki bu kadar kısa yaşamda. Sen,”bana büyük ikramiye çıksa; param olsa, evim olsa “derken, hiç bir şekilde tüm bu insanlar kurtulmuş olmayacak. Tek başına, zengin olup, başka bir yaşama dalmayı istemek, bencillik değil mi. Sevgilini ve dostlarını satın aldığın bir dünyada mutlu olabilecek misin? Asıl paylaşmak, gözyaşlarını ve acıları, yalnızlıkları ve dertleri paylaşmaksa, bunu paradan ziyade sen kendin yapabilirsin. Gözü kör olsun, o puta sahip olanlar, çok mu mutlu bu düzende. Dostları içten mi sahiden, arkadaşları samimi mi, sevgililerinin fiyatı yok mu? Dünyanın en görkemli sarayında, sana her şeyi sunsalar, yalnızlığından kurtulabilecek misin? Yapay zevkler satın alırlar Pahalı içkiler içerler Uyuşturucu kullanan çocuklar onlarındır Hiçbir insan duygusunun sahici olanını yaşayamazlar Çocuklarına verilen sevgi, parayla alınan bakıcılar, sütanalar, mürebbiyeler, uşaklar, şoförler Okul yolunda haylazlık yapmayı bilmez onların korunaklı bebeleri Yalıtkan kundaklarında zırhlarında büyür Özel okullarda okur Her türden yozluğu yaşarlar Sadakatleri, satın alınmış eşlerin sadakatidir TV filmlerinde olur onların aşkları Gerçekte ihanetlerine aşk der bu insanlar Ve bunların ihanetlerinin aşk olduğunu iddia eden kendilerine satın aldıkları yazarları falan da vardır Asıl çaresiz olan onlar. Çünkü en büyük çaresiz, artık hiçbir şeyin gerçek hazzını alamayan, duyguların bile hep satın alınanını yaşayanlardır Ölüm korkuları abartılıdır ama ölmüşlerdir zaten ve bundan haberleri yoktur Asıl dostsuz olan onlar Sürekli pahalı bir şeyler satınalırlar birbirine ve karşılığında da beklediklerini alırlar Bu nedenle dostları yoktur onların Dünyayı onlar yönetiyor En büyük zevkleri her zaman insan kanı akıtmaktı, insan teri çalmaktı. Sadisttirler Onların nimetlerinden yararlanan yazarlar şairler Onların tavalarının bulaşığını yalayanlar Aynı açmazları kendi yaşam standartlarında yaşarlar Konaklardan beslenen Konaklar için havlar O şairlerin yazdıkları aşk, aşksızlık ve ihanettir Aldatma ve riyadır Kulak asma onlara Onlar kendi yalnızlığından geberiyor Erguvan çiçeklerine bakarken bile suçluluk duygularını yazar onların şairleri Hak ettiğin insanca yaşamı senden, sen doğmadan önce çaldılar, hatta babandan, dedenden de önce çaldılar. Değilse ne saraylar olurdu, ne kıl çadırlar Ne kaleler ve şatoların kocaman demir kapıları arkasına saklanırlardı Ne de seni etten kale olarak kalenin dışına sürerlerdi Tarihseldir sömürü ve evrenseldir Sevgi bir kuşun kanadını sarmak değil mi, bir çocuğun gözlerindeki arı insanı yakalayıp, onu içinden sevmek. “İyilik yaptım” duygusuyla tatmin olmak için değil, birilerinin ihtiyacı olduğu için onların kollarından tutabilmek değil mi sevgi. Sevgi, bizde varsa veririz. Sevgiyi bilmeyen insan ve var olan sevgisini yürürlüğe koyamayan insan, her ikisi de ölü değil mi. (...) BEN ONA, İNSANIN, HAYATA OLAN GÜVENSİZLİĞİNDEN VEYA HAYATI ANLAMAYIŞINDAN YA DA HAYAT TARAFINDAN KÜÇÜK DÜŞÜRÜLMÜŞ OLMASINDAN ÖTÜRÜ HAYATTAN AYRILMASININ NE KADAR ACILI OLDUĞUNU SÖYLÜYORDUM. HAYAT O ADAMIN DUYGU VE DÜŞÜNCELERİNE İLGİSİZ ONUN ETRAFINDA KAYNAR; O İSE HAYATLA KAYNAŞMAYI BECEREMEYEREK KENDİ KÜÇÜK ODASINDA OTURUR VE BU ODANIN HER KÖŞESİNDEN YALNIZLIĞIN KARANLIK GÖZLERİ ONA BAKAR. DÜŞÜNCELER MAHVOLUR, ÇÜNKÜ ETRAFTA, ONLARI KENDİSİNE SÖYLEYEBİLECEĞİNİZ KİMSECİKLER YOKTUR; DUYGULAR SOLAR, ZİRA ONLARI PAYLAŞACAK BİR KİMSE BULAMAZSINIZ! VE İNSAN, ÖLÜM KENDİSİNE GELMEDEN ÇOK ÖNCE ÖLÜR. OKŞAYICI BİR BAKIŞ, YÜREKTEN SÖYLENEN BİR SÖZ BELKİ İNSANI HER ŞEYE RAZI EDEBİLİR... BİR ARKADAŞ –KADIN ELİ ONA HAYATTAKİ YERİ GÖSTEREBİLİRDİ. AŞKLA ISITILMIŞ, DOSTLUKLA ASİLLEŞTİRİLMİŞ VE CESARETLENDİRİLMİŞ O İNSAN, YAVAŞ YAVAŞ ÖLMEZ VE YALNIZ ÖLÜMÜ DÜŞÜNMEZ, TAM TERSİNE YAŞAR VE YAŞAYABİLİRDİ.(...) Unutulmuş Hikayeler sf-23 Aşk Rüyası Maksim Gorki Dünyanın neresinde olursan ol Biliyorum yaralısın Korunaksızsın çünkü Bütün çevrendeki insanlar da korunaksız ve senin kadar kimsesiz Ama dünyanın tüm türkülerini senin acıların yazdı biliyor musun? Senin aşkların var ya senin aşkların Hani çoğu acıyla ayrılıkla biten hikâyeleri, destanları yaratan senin aşkların var ya Sonunda ayrılıklar da olsa ölümler de Senin aşkların aşktı Acıların ne kadar insani ise ondan bin fazla aşktı senin aşkların Sen kelleni aşk için verenlerdensin Bu nedenle dünyada en kolay sevensin sen Bir bakışta bile sevensin Hesapsız kitapsız Çünkü gönül diliyle konuşup Gönül gözüyle görensin Bu nedenle dünyada en zor seven de sensin Yârini bulmadan sevmezsin çünkü Bulunca da akar gidersin Turnalar gibi uçan yürek sende var Dünyanın tüm türküleri sana aittir Hangi diktatör sevdalanmıştır sen gibi Yalnızlığı sen gibi ta içinde duymuştur Sen gibi türkü yakmıştır Sevdalanırsa diktatörlüğü bırakır artık, insan olur Bütün insanlaşan egemenler, saltanatlarını saraylarını terk etmedi mi? Züleyha Yusuf için terk etmedi mi saltanatını Onlardır bütün zulümlerin anası. Onlardır insanların yaşadığı tüm acıların kaynağı. Bir avuç azınlığın diktatoryası, sultası, zulmü, bütün yalnızlıkların kaynağı. Anaları kilim dokumadı onların Ekinlerin hışırtısını dinleyemediler uzanıp safirden başakların arasına Denizin sesini dinlediler Yıldızlara baktılar Ama asla senin hissettiklerini hissedemediler Çünkü acıları hissetmeyenler Sevinçleri yaşayamazlar Umutsuzluklara düşenler Umudun tadına en iyi varır Tehlikeden uzak yaşayan kuşlar, kafeste yaşıyor Ama dünyayı göremiyor. Kuş olsan kafese girer miydin? Ama yaşamak isteyen varsa kanat açıp riskleri de hesaba katıyor ve yaşıyor Sonuçta kafes kuşu da kedilere hazır av oluyor Terk mi edildin Seni terk eden sevgiliyle yaşadığın güzellikleri hisset. Her birliktelik insana nice şey öğretir. Kuşkusuz senin kadrini bilecek insan o değildi, ona iyi şanslar dile, kendine de şans ver yeniden Evin mi akıyor. Ağlayıp yakınman akan yağmurları dindirmeyecek Borcun mu var “bin kaygı bir borç ödemez”. Bir dostunun ihanetini mi gördün,”hayat ihaneti er geç yanıtlar” ihanet eden dostla, dostluğun bitmesi, seni yeni ihanetlerinden kurtaracaktır onun. Ama bu başka birilerinin de ihanet edebileceği olasılığını ortadan kaldırmaz İşsiz misin? Bir yârin mi yok Bu hayatı bu standartlarda yaşamayı hak etmediğini mi düşünüyorsun. Oysa hiçbir insan insanca olmayan koşulları hak etmiyor. Mutluluğu, bulunduğun yerde insana ve dünyaya bakışını değiştirerek ara. Yalnızlıklarda çoğaldı bütün bilgeler, şairler ve aşklar. İnsan yüreği aşk kadar yalnızlıkta da büyür Kimsesizlik duyguların mı var. Dostun mu yok Sen başkalarına dost olmadan, gökten dostluklar inmez sana Ve bütün sorunların kaynağı Bizim biz doğmadan binyıllar önce çalınmış hayatlarımızdadır. O hayatlarımızı bir gün geri alacağız hırsızların kanlı sofralarından Bir gün bizimle beslenemeyecek o vampirler Belki biz alamayacağız Torunlarımız alacak çalınmış mutlulukların aşkların hesabını Biz ki o kilimlere türküler dokuyan kalabalıklarız Sürü sürü savaşlarda kırdırılanlar Etten kale olanlar Ama insan olanlarız biz Yalnızlığı ve sevgiyi Sevdayı ve ayrılığı Hasreti ve hüznü yaşayanlarız İnsanız biz İşte bunu alamadılar elimizden Biz ki türkülerin ve aşkların sahibiyiz Onlar zulmün ve sarayların sahibi Biz hapishanelerde bile yalnızca güneşe bakarak “Toprak güneş ve ben Bahtiyarım” diyebilenleriz Onlar saraylarında intihar edenler Asla mutlu olamayanlar Asla âşık olamayanlar Asla hüzün duyamayanlar Bulutlarla ve gökyüzüyle teğelleriz biz türkümüzün kanayan yerini Onların yalnızlığına hiçbir çözüm yoktur Çünkü ölüm korkusundan geberen Birer ölüdür onlar Yoksulluklardan, yoksunluklardan, ancak diğer insanlarla birlikte gasp edilen hakkını zalimlerden söke söke alarak kurulmak mümkün; ama yalnızlığın, çaresizliğin, kimsesizliğin, sevgisizliğin bitmesi için bize en yakın durandan başlayarak, kendi içimizden çıkıp gitmezsek, kurtulmanın imkânı yok. Benciller mutlu olamaz. '... VERDİĞİ SÖZÜ TUTMUYOR HAYAT; TUTSA BİLE, ÖZLEDİĞİMİZ ŞEYİN ÖZLENİLMEYE DEĞER OLMAKTAN NE KADAR UZAKTA BULUNDUĞUNU GÖSTERMEK İÇİN YAPIYOR BUNU. KİMİ ZAMAN UMUT, KİMİ ZAMAN DA UMULAN ŞEY ALDATIYOR BİZİ. BİR ELİYLE VERDİĞİNİ ÖTEKİ ELİYLE ALIYOR. UZAKLIĞIN BÜYÜSÜ, CENNETLER GÖSTERİYOR BİZE. AMA BÜYÜLENİR BÜYÜLENMEZ, BU CENNETLERİN UÇUP GİTTİĞİNİ GÖRÜYORUZ. DEMEK Kİ MUTLULUK YA GELECEKTE YA DA GEÇMİŞTE; ŞİMDİKİ AN, GÜNEŞLİ OVANIN ÜZERİNDE DOLAŞAN BİR KÜÇÜK BULUTA BENZİYOR; ÖNÜ ARKASI PIRIL PIRIL BU BULUTUN; OVAYA YALNIZ ONUN GÖLGESİ DÜŞÜYOR.' '... GÜN BATIMININ, BİR SARAY PENCERESİNDEN YA DA BİR HAPİSHANE PARMAKLIĞI ARDINDAN GÖRÜLMESİNİN ÖNEMİ KALMAZ.' '... BUNCA MUTSUZLUĞU VE BOĞUNTUYU ORTAYA ÇIKARMAK UĞRUNA, HİÇLİĞİN SESSİZLİĞİNİ VE KIPIRDAMAZLIĞINI BOZMAYA NASIL KALKIŞTIN? ' Aşkın Metafiziği Schopenhauer ADNAN DURMAZ 28.05.2007 Adnan Durmaz