Anzelha Taşkın telâş akik delgi kobra dalaşı Belgin bulgu çinideki han kobraya imrenir Anzelha bulguladı âdem bengi bengiliğe konumlanırken. Lacivert Oyalar Abdullah Karabağ
Apê Musa Çömelmişti Şalı yosun Dağ kaçağı kayanın dibine Ufku Hançer nakışlı Akşam güneşine bakıyordu Koca bir ömrün Hesabını verircesine Düğümlenir soluk sesleri Tütün karasına Bêçare’ye sayılır Bilge duruşu Kulak verdi Göz yolladı Nerden geldiğine Vaktinden evvel Bura havası kurşun havası Fasıl başları teke tek Sonrası şerit şerit Yine namlular hawar’da Açıldı elleri Umuduna kol-kanat Bir kelebek Düştü yere cansız Resmi kaldı Tipi kar yumağı Kaşların gölgesinde gözbebeklerinde Dayanmıştı Şal û şapık kuşanan kadın Pısmam Hesenko’nun kapısına Meri kafes Çelik başlı memlerin üzerinden Bir baş yukarı Başına baş Yoluna yoldaş Yüreğine eş Kundağı Gümüş kakmalı kleş Apê Musa Tepesinde Bir ak güvercin Kanadı zeytin dalı Sancılıdır ‘Yiğidim Hasenko’dan yana Daha kaç yıl olmuştu Görülecek hesabım var dediği Dilin dudağa Korkuyla uzandığı günlerde Nasıl olur O aslan parçası adam İçten Kilitli kapı gerisinde Donakalır kadının dirilişinden Oysa İyi bilirdi İsmi yasak ülke’de Yasak yaşamın Ne demek olduğunu Çarpar yürek gelmişti Apê Musa Elinde Bingöl meşesinden asa Asanın ucu yanık Kolunda Yaralı bir ceylan Anmazsa da dünya âlem Bu dağlar ceylana tanık Yumrukladı oğul kapısını Gürledi tok sesiyle Bir söz için Elini kana bulayan oğul On beş sene Mahkûm gezen oğul İşte Kawan İşte dem û dewran! Şarkım Karanfilde Kalsın Abdullah Karabağ
Arı Arıdır Özüne arınır Kanadı sazda İğnesi nazda Balı var Hani neresinde Tekneye sultan Emek olmazsa. Şarkım Karanfilde Kalsın Abdullah Karabağ
Ax Tamara Nil gebedir Altına buğdaya İsa’dan önce İktidar kadın Kleopatra İki bine iki kala Van Bir kadın Başından tekmelenir Kadife zubun İpek fistan sürünür Ax Tamara mavi ağlar Kleopatra Nil gibi Oktavın zaferi Yılan taksın Altın zinciri! Şarkım Karanfilde Kalsın Abdullah Karabağ
Ayakta Ölenler Can benimse öldürdüm ölüsünü Ölüm ölmezken savdum ölümü Sorgucu-infazcı laftır korkmayın törel ölülerim Ölen bensem konuşurum henüz üç günlük ölüyken Ölümün girdisine çıktısına kazındım Kazıdım levhama temsilen bedendeki nedeni Yarılmalı taş beden safta olmalıyım Ölüm haksa ölümlüye ölü bensem konuşurum safta olmalısın Mirastır sevdam sana büyüt öpeyim yeniden resimleneyim. Yıldız Dalı Yasaklı Gönül Abdullah Karabağ
Aylı Geceler Kar yağıyor bir ucu elimde kalan gelinliğine Yalnızlığımın puslu yolculuğunda gülen kadın Penceremizin buzlu camında ay kar tanesine sığdırmış güneşi Kardaki güneş ay taneli binlerce nar taneli Yıldız yağdırır resmine Kar yağdırır yanlızlığıma Penceremizdeki bildiğin ak yüzlü ay Kar tanesine sığdırabilir mi güneşi Seversen benim gibi sevdiğim Yıldızların aysız yaz gecelerini sevdikleri gibi Kar tanesi güneşi de sığdırır resmime Yıldız da yağar pencereden ayla buluşan yolculuklarına. Yıldız Dalı Yasaklı Gönül Abdullah Karabağ
Balta Bu yaşamdır dedim Baş ucuna balta koydum Ayak ucuna kütük Gül ektim arasına Ne Baltaya sap Ne Kütüğe balta Ne de Güle Yâr oldum. Şarkım Karanfilde Kalsın
Başlar Geçmişim makineye Üzerimde işlik Giyerim yaz-kış kime ne Gözlerim çekiç Çalarım taşa Taş yarılır baştan başa Yanağından bir yol Yolcusu yorgun karınca Yükü gelincik Uzanır kendince Gözlerim çekik Çalarım taşa Çekiç ayrılır ikiz başa Her baş bir karınca Ne işler ne boşlar. Şarkım Karanfilde Kalsın Abdullah Karabağ
Bayılırım Böyle Hayaller Kurmaya Nasıl birden çıkar gelirmiş unutulmuş yüzlerden bir yüz, tanıdık; defalarca yüz yüze görüşür gibi, o bakar, ben bakarım, o söner, başkaları görünür! Biri süzer, birileri üzer, vazgeçemem hiçbirinden, Garip garip dertleşir gibiyim. Nereden, ne zaman, nasıl gelirmiş, bilemem; Giden isimlerden bir isim, her zaman anılan gibi Düşünürüm, ayıramam birilerini diğerlerinden; Yılların girdisine, çıktısına rehine gibiyim. Sayarım isimleri boşuna, sileni, silinenlere karışır; Hesaba kitaba gelmez taşınmaz eski hatıralar gibi, Sanki ben, bu yüzleri hiç tanımamış gibiyim. Ama nasıl çıkar gelirler peş peşe; Düşünür, taşınır, anlayamam fakat bayılırım unutulmuş yüzlerin geçiş saatlerine dalakalmaya, Gündüzü gecesinden uzun böyle hayaller kurmaya. Bu, yüzlerin kaçıncı gelişi ve kaçıncı gidişleridir; Solan resimlerden bir resim, fısıl fısıl konuşur gibi, Mimikleri birbirinden tatlı, doyamam hiçbirine, Takvimlerin uçan yapraklarına takılıkalmış gibiyim. Tekrarlanır ziyaretleri albümlerden küme küme yüzün; dostlar mı akın etmiş kapıya, açarım, kimse görünmez Ama nasıl olur, ben, bunları daha şimdi görmüş gibiyim! Tartıya Kalan Düşler Abdullah Karabağ